10 Temmuz 2015 Cuma

Karanlıktan Aydınlığa Nikola Tesla




       Bugün 10 Temmuz 2015. Bundan tam 159 yıl önce 1856 da 20.yüzyılın en büyük mucitlerinden biri, geceyi gündüze çeviren adam Sırbistan da dünyaya geldi.  Yaklaşık 200 patente sahip olan çağın en önemli adamı Nikola Tesla

   Nikola Tesla; gündelik yaşantımızda kullandığımız hayatımızı kolaylaştıran, tek bir dokunuşla istediklerimiz yapmamızı sağlayan aletleri, elektronik eşyaları, aklınıza gelebilecek her  türlü cihazın temelini oluşturan çalışma prensiplerinin sahibi. Fikri olmadığı, imzası olmadığı çok az yer var.

   İlkokul çağlarımız da öğretmenimiz tarafından bize söylenen; ampulü bulan Edison’un ne kadar büyük bir mucit olduğu idi. Tesla'yı hiç anlatmamışalrdı bize. Adını büyüdüğümüzde  duyduk;  Edison dan daha iyi olduğunuda. Edison ile Tesla arasında ki ilişkiyi bilmeyenler için hatırlatalım.

   Tesla, Edison ile karşılaştığında Alternatif Akım sisteminin açıklamasını yapar. Edison onu takmaz ve şöyle der. ‘  Sen teori üzerinde vaktini harcıyorsun ‘. Tesla’yı  yanında işe alır ve işi yapması halinde kendisine 50 bin dolar prim vereceğini söyler. Tesla  görevi başarıyla tamamlar ve primini isteyince Edison dan şu tepkiyi görür. ‘ Tam bir Amerikalı gibi düşünmeye başladığında Amerikan şakalarınıda anlayabilirsin ‘ der  ve  vaad ettiği parayı vermez. Tesla hemen istifa eder. Bu olay iki zeki insanın uzun bir rekabete gireceğinin göstergesidir.




   Tesla projelerini hayata geçirmek için çok uğraşır. Maddi kaynak konusunda sıkıntı çeker. Ona yardımcı olacak kişileri bulur, başarılıda olur ancak maddi kaynaklar tükenir, kendi hissesinden vazgeçerek büyük bir jest yapar ve bunu şu şekilde açıklar. ‘ Para insanların kendilerine biçtiği kıymete haiz değildir. Benim bütün param deneylere yatırılmıştır. Bunlarla yeni keşiflerde bulunup insanoğlunun yaşamının biraz daha kolaylaştırılmasını sağlıyorum.
 ‘
   Tesla’nın buluşları anlatmakla bitmeyecek kadar fazla. Evlerimizde kullandığımız floresan lamba, mikro dalga fırın, uzaktan kumanda. Otomobillerde ki ateşleme sistemini, radarı.  İlk insan yapımı şimşeği kendisi yapmıştır.

   Günümüzde Tesla’nın Alternatif  Akım sistemini örnek alarak yapılan bir girişim daha var. İsminden de anlaşılacağı üzere  Tesla Motors. Tamamen Tesla’nın Alternatif Akım projesini kullanarak bir araba yaptı. 0 dan 100 km hıza 3.9 saniyede ulaşan, 300 kilometrelik yolu tek damla benzin harcamadan alabiliyor.

  Tesla para yönetiminde hiç başarılı değildi. Son zamanlarını borçlarından kaçmak için otel değiştirmekle harcadı.  7 Ocak 1943 tarihinde 86 yaşında New Yorker Otelin de 3327 numaralı oda da kalp yetmezliği sebebiyle hayata veda etti…

  Son olarak Tesla’nın şu sözüyle yazıyı bitirelim. ‘ Bırakın doğruları gelecek söylesin. Herkesi eserlerine ve başarılarına göre değerlendirsin. Bugün onların olsun ama uğrunda çok uğraştığım gelecek benimdir.  - Nikola Tesla


13 Aralık 2014 Cumartesi

Emice



  3 yıl önce tanıdım seni Emice. Ortak noktamız her zaman ki gibi Trabzonspor’du. Bu renklere gönül vermiş insanlar arasında en yüreklisiydin sen. Yaşın ilerlemişti ama o kadar enerjiktin ki senin gibi kimse yoktu, olamazdı kimse senin gibi. Bu ansızın gidişin hiç olmadı Emice hem de hiç.

  Gençtin hepimizden, davamızda en önde sen vardın. Her yerde sen vardın. İtalya da İsviçre de. Şimdi sen yoksun kim taşıyacak bu bayrağı, gücümüz yetebilecek mi Emice . Senin gibi olabilecek miyiz acaba he ?

  Her daim gülerdi yüzün, abimizdin, akıl hocamızdın, nasihat ederdin, yol gösterirdin bize, yanımızda olurdun her zaman, şimdi sensizliğe nasıl alışırız Emice  ?

  Beni her gördüğünde ay em et karabük derdin öyle bilmiştin beni, şimdi kim bu şekilde karşılayacak beni , kim gülüp sarılacak Emicem. Bu ansızın gidişin hiç olmadı Emice hem de hiç.

  Arkanda o kadar seven bıraktın ki. Seni tanıyıp tanımayan ismini duyan herkes bu gidişinin ardından gözyaşlarını tutamadı. Hani birilerinin değeri onu kaybedince anlaşılırdı ya. Bu kayıp öyle değil, en değerlimizdin sen bizim öyle de kalacaksın.


  Senin yokluğuna nasıl alışacağız hiç bilmiyorum  Emicem. Allah, geride bıraktıklarına bizlere sabır versin. Mekanın cennet olsun, inşallah orada görüşürüz Emice. Yeğenlerin hep seninle. Aralık hep soğuk olur ama bu aralık sensiz daha soğuk be Emice…

2 Ağustos 2014 Cumartesi

Bizim Trabzonspor




     
  2 Ağustos 1967 yılında, İdmanocağı, İdmangücü, Karadenizgücü ve Martıspor'un anlaşıp birleşmesiyle kuruldu bordo - mavi takım. Kimse tahmin edemezdi bu kadar kısa sürede çok büyük başarılara imza atacağını, ihtimal dahi etmiyorlardı belki de.

  47 yıla çok büyük damga vurdu Trabzonspor. Diğer İstanbul kulüpleri gibi direk 1. Ligden başlamadı oysa ki. 2. Ligde şampiyon olup, 1. lige çıktığı ilk 3 sezonda şampiyonluğu göğüsleyen taraftı bordo mavi renkler. Anadoludan çıkan ilk şampiyon ünvanını kazandı. İstanbul'a karşı yarışıyordu, kafa tuttuğu takımlara karşı yarışmak kolay değildi. Her daim dik bir şekilde mücadele etti ve mücadele etmeye devam edecek.







  Yarım asır oldu neredeyse bu şanlı takımın kurulması. Geriye dönüp bakıldığında 7 kez 1. Lig Şampiyonluğu, 8 kez Türkiye Kupası Şampiyonluğu, 1 kez Türkiye kupası, 7 kez Cumhurbaşkanlığı kupası, 5 kez Başbakanlık kupası ve 74-75 yılı Kıbrıs barış kupası şampiyonluğu kazandı. Dile kolay 47 yılda kazanılan başarılar... 

  Trabzonspor'un en büyük destekçisi taraftarıdır. Sonuna kadar kendisine bağlı olan taraftarına çok şey borçludur, onu var eden her zaman ve her yerde yanında olan taraftarıdır. Çok büyük özveri gösteren bu şanlı takımın güzide taraftarı, kupalar için, büyük başarılar için İstanbul takımlarını tutmamış, memleketinin takımı olan bordo - mavi renklere tamamen bağlı kalmıştır...

  Değeri çok büyüktür Trabzonspor'un. Anlatılmaz yaşanılır cinsten bir sevgidir. Dışarıdan bakıldığında kimse anlamaz bunu, özel duyguların yeridir Trabzonspor, uğruna can verenlerin takımıdır Trabzonspor. Bu sevgiyi kimsenin anlamasını da beklemeyiz...

 Şunu bilip şunu söyleriz ki, bu renkler biz var oldukça var olacak. Onunla yatıp onunla kalkacağız, onunla üzülüp onunla sevineceğiz, ona koşup onunla mutlu olacağız. Nefes aldığımız sürece, bu renklere gönül verenleri, bu yolda hayatını kaybedenleri unutmayıp unutturmayacağız.

25 Aralık 2013 Çarşamba

Rüyadan Uyanış





    Geriye dönüp bakarsın, sanki yaşanan her şey, hiç bir şey ifade etmez. Bilemezdin böyle olacağını, geleceği göremezdin. Hayal kurardın sadece. Arada ki mesafeleri bu hayallerle kısaltırdın bazı zamanlar. Bazı zamanlar ise bunlar bile yetmezdi. İşte o anlar geldiğinde sorgulamaya başlarsın.
    Aylar öncesine geri dönersin her şeyin çok güzel olduğu anlara, en güzel anların geçtiği zamanlara, karşılıklı sözlerin verildiği, aradığın cevabın onun gözlerinde olduğu günlere… Şimdi o gözleri göremezsin, o parlak ve ışıldayan, baktığında kendini görebildiğin gözler yoktur şimdi karşında.
    Başını yastığa koyduğunda, film şeridi gibi geçer anılar. Sen onu her an düşünüyorsundur ama o senin gibi mi hissediyor bilemezsin. Artık seninle konuşmuyordur, yazmıyordur. Düşündüğünü, umursadığını zannediyorsundur ama gerçek bundan farklıdır belki de. İşte bu duyguya kapıldığında umutsuzluk ve karamsarlık başlar.
    An gelir kafana takılır söylediği her şey. Beklersin bir gün geri dönecekmiş gibi. Zaman geçer umutlar tükenir. Günler geçer sabrın biter. Her şeyin yanlış olduğunu o an anlarsın. Boşuna beklediğini, yok yere ümit ettiğini. O sensiz başka bir hayat seçmiştir. Sensiz de mutlu olduğunu görürsün. Yalan olduğunu anlarsın sevginin.
    Baştan başlarsın silmeye, fotoğraflarını silersin önce her gün yatmadan önce bakarak uyuduğun, ardından sana aldığı hediyeleri atarsın. O ise çoktan yok etmiştir onları. Onu hatırlatan her şeyden kurtulursun yavaş yavaş. Peki anılardan kurtulabilir misin ? Onlar hep seninledir. Unutmak kolaydır derler ama sana göre unutmak çok zordur. Her zaman aklına gelir yaşadıkların. Bunlardan kurtulmanın tek yolu da nefret etmektir.

    Sevin, sevdirin, mutlu olun, mutlu ettirin, değer verin, en değerlisi olun, güvenin, güven verin, keyfi ve gelip geçici duygularla karşınızdakinin duyguları ile asla oynamayın,  yarı yolda bırakmayın. Yoksa her şey anlamsızlaşır. Hepsinin yalan olduğu an gelir. Bakmışsın ki rüyadan uyanmışsın…

1 Mayıs 2013 Çarşamba

Açıklanamayan Sevgi


      



       Gerçeği görmek mi desem yoksa kader mi belirsiz. Tek bir açıklaması var içten gelen bir sevda bu. Başka açıklaması olamaz.

      İsmini açıklamadan birisini anlatacağım. Kendisi Iğdırlı. 19 yaşında ve 9 yaşından beri Trabzonsporlu. Sevdalısı, müptelası adeta...

      Küçük yaşta futbola dair pek bir ilgisi olmamakla birlikte sadece Galatasaray ve Fenerbahçe’nin ismini biliyormuş. Dayısı öncü olmuş Trabzonspor sevdasının başlamasına. İlk ve tek bildiği şey de renkleri : "Bordo – Mavi"...






         Renklerine sempati duymuş önce, sonra çılgın taraftarına. Yavaş yavaş filizlenmiş içinde Trabzonspor aşkı. Büyümüş, büyürken  içinde ki sevda da katlanmış. Daha Trabzon’u görmemiş. Ama sanki bizden biri gibi davranmış, içimizden biri gibi. 2-3 okul değiştirmiş. Gurbete gelen Trabzonlu ve Trabzonsporlu kişilerle tanışmış, mutlu olmuş.

      Kim mutlu olmaz ki ? Sevdalısı olduğu şehirden insanlar gelmiş yanına. Daha fazla sevmiş. Daha çok öğrenmiş şehri , takımı. Kısaca her şeyi. Artık kafaya koymuş Trabzon’a gitmeyi. Rüyalarını süsleyen, küçüklük hayali olan şehre gitmeyi, oraları görmeyi, havasını solumayı… Kim istemez ki?

       Hayali bir gün gerçek olmuş. Gitmiş görmüş Trabzon’u. Bir insanın en çok sevdiği şey bir gün gerçek oluyor. O an dünyada ki en mutlu kişi O olsa gerek… 





    Kimin aklına gelir ki tanımadığı bilmediği şehrin takımına sevdalanmak. Hadi biz memleketimizin takımını tuttuk, peki ya diğerleri ? Onların amacı neydi ? Cevap bulunmuyor bu sorulara. Tek bir açıklaması olabilir belki de : Karşılıksız Sevgi…

  Çok insan var burada anlattığım arkadaşım gibi. Niceleri var sebepsiz ve karşılıksız Trabzon’u seven. İhtiyacımız var onlara. Onların da bize. Her zaman ve her daim Bordo – Mavi renkleri sevmek dileğiyle…








12 Eylül 2012 Çarşamba

Ölüme Giderken Bile Trabzonspor


    

     Trabzon şehrinin futbolla yatıp futbolla kalktığı herkes tarafından bilinir. Bu şehirde futbolun insanların hayata bağlanış biçimi olduğu gerçeği de gözler önünde. Yıllarca beklenen özlem geçen yıl son buldu. Ama öncesinde beklenen o uzun yıllar, şehrin sabırsız olmasına neden oldu ve aynı zamanda sadece bir spor dalı olan futbolu, taraftarlığı çok abarttığımız gerçeğini (bence) belli ettik.

     Yıllardan beri gelen özlem, yalnızca futbol için nefes alan, tertemiz şampiyonluk görmek için atan kalpler bu şehir insanlarından başka kimseye ait değildi. Nitekim bu yolda çok kayıp verdi bu şehir. O mutluluğu yaşayabilmek için çok insan hayata gözlerini yumdu. Belki de nefes almalarına neden olan tek şey Trabzonspor’du…








   Son 19 yıl içerisinde, toplam 17 Trabzonspor taraftarı bu yolda hayata gözlerini yumdu. Kalp krizleri hariç… Nice taraftarlar geldi takımını statta destekledi. Ya desteklemeye giderken ruhları çıktı bedenlerinden ya da dönüş yollarında hayata gözlerini yumdular. İsimleri belki unutulmuş veyahut bazen aklımıza gelir gider oldu bu insanlar… Tek diledikleri o mutlu günleri, o şampiyonluk kupasını sonuna kadar destekleyeceği  Trabzonspor’lu futbolcuların elinde görmekti… Göremeden göçtüler bu dünyadan…

    Sadece Trabzonspor üzerinden örnek verdim hayatta olmayanlara. Çok insan vardır takımlarını desteklemek üzereyken hayata gözlerini yuman. Arkasında nice anılar bırakan… O insanları da analım, arkalarından dua etmeyi esirgemeyelim…









Gelelim yazının başlığına, merak edenlere bir sorum olacak… Evde oturuyorsunuz, birden rahatsızlandınız, kalbiniz sıkışmaya başladı. Bunu cidden hissettiniz… İlk olarak ne yapardınız ? Cevaplar şu şekilde olmalı sanki; en yakınımdaki insana haber veririm, apar topar hastaneye götürülmeyi isterim dimi ? En doğru ve mantıklı olanı bu şekilde olmalı degil mi ?

    Peki içimizden hangimiz, o anda o derece önemli olan bir zaman diliminde hızlıca evden hastaneye gitmek varken, odasına gider de Trabzonspor formasını giyinip hastaneye gider? Belki de yolda giderken kalp krizi geçirecek, hayata gözlerini yumacak… Aynı zamanda o kişi Trabzon’lu olmadığı halde bu davranışı gösteriyor. Sonuna kadar desteklediği takımın, gönül verdiği Bordo – Mavi renkli formayla son nefesini vermeyi amaçlamış olsa gerek…

    Anlatmak istediğim de bu işte… Futbol’u , Trabzonspor’u fazlasıyla önemsiyoruz, bazen de abartıyoruz… Yukarıdaki paragrafta anlattığım yaşanmış bir olay… Bu şehir sabırsız, bu şehir başarıya, mutluluğa aç. Bu şehir, bu şehrin takımı, bu şehrin takımını destekleyen taraftarı sevinmeye muhtaç…





5 Eylül 2012 Çarşamba

Sosyal Medyada Dostluk



          İnsanoğlu yaratıldığı günden itibaren her konuda  bir arayış içinde. Kendisine hayatının belli bir bölümünde yardımcı olacak,  güvenebilecek , az da olsa moral verebilecek, üzüntülerini, mutluluklarını paylaşabilecek, kendisini özel hissedebilecek  bir dost,  bir arkadaş arama peşinde.

     Öyle kişiler aranıyor ki, hayatında ailesi ile paylaşmadığı şeyleri, onunla paylaşmayı planlıyor. Kimsenin bilmediği, öğrenmek için can attığı, hayatının her anını o kişi ile paylaşabiliyor. Kendini mutlu ediyor bir bakıma. Rahatlıyor insan içindekini anlatınca. İçine atıp ta kanser olmuyor…

     Günümüz dünyasında gelişen teknoloji ,  başını alıp giden sosyal medya ile insanlar artık kendilerine güvendiği, sır tutan,  samimi dostlar buluyorlar. Tabi internet üzerinden tanışmanın verdiği dezavantajlar da ortada.

     Bundan 10 sene önce bilgisayarların, telefonların olmadığı zamanda günümüzde ki gibi internetin başında, gününü gün eden, zamanını  öldüren  insanlardan oluşmuyordu. İnsanlar yüz yüze görüşüyorlardı. Gruplar halinde toplanıp ya da karşılıklı olarak buluşup vakit geçiriyorlardı.





Ne yazık ki bulunduğumuz zaman biriminde insanlığın ne şekilde yetiştiğini, nasıl büyüdüğünü az çok görür durumdayız. Bu dezavantajı avantaja çevirmenin imkansız olduğunu düşünenler olabilir. Ne yazık ki internet üzerinden arkadaşlığın gerçekliğine inanmayanların çoğunlukta olduğu bir dünyada nefes alıyoruz.

   Yaşadıklarımdan, gördüklerimden esinlenerek diyorum ki sosyal medyada, orda şurda muhabbet ettiğiniz tanıştığınız kişileri, özel hayata dair bir şeyler paylaştığınız kişiyi gerçek hayatta yüz yüze görüp konuşmak arada ki samimiyetin kat be kat artmasına, dostluğun pekişmesine yarar sağlıyor.

   İnternetten, telefondan saatlerce yazışmaktan ziyade yüz yüze oturup konuşmanın yararını ve sosyalleşmenin boyutlarını o zaman fark edeceksiniz.Paylaşmak ayrı bir şey, dertleşmek ayrı bir şey … Dostluk gerçekten güzel bir oluşum…






   Hatrı sayılır sayıda dost kazandım, yüz yüze görüştüğüm, görüşemediğim, sesini duyduğum duymadığım nice insanlar… Hayatımı bileninden, daha yüzünü görmediği halde maddi manevi destek çıkanını gördüm… Hep samimiyetten ötürü, her muhabbet her sohbet samimiyet ile başladı ve aynı şekilde sonuçlandı…

   Tabi hep güzel yanlarından bahsettik, birde olumsuzluklarından bahsedelim… çok uzaklardan birisi ile tanışırsın, her şeyi konuşursun, hayatını anlatır sana, sana bağlanır adeta, yaşamında bir sorun oldu mu ilk senden yardım ister, ilk sana koşar gelir anlatır. Ama gün gelir her daim sana güvendiği halde bırakır gider seni, hani derler ya; yediği kaba pisledi diye, aynen bu şekilde.

   Diyemiyorsun bir şey, onca güzel günlerin olmuş tak diye gidiyor birden, ellerinden kayıp gidiyor uzaklara çok uzaklara… Kendi bilir diyorsun içinden sessizce gideni geri getiremiyorsun, kalanlar ile iyi geçiniyorsun her daim…


   Gazeteci bir abimiz ile konuşurken  laf arasına geldi; dostlar fikirlerini paylaşıyor ama karşıdaki kafasına yatanı alıyor gerisi boş kalıyor…Her yönüyle alsa fikri kendiside gelişecek, başkalarına ışık tutacak belki de…
   Dostu seçmek , doğru kişiyi bulmak önemli. Hele ki o heyecanı o samimiyeti gelecek günlere taşımak.Yeni insanlar tanımak, aracı olmak tadılacak duygulardan sadece bir kaçı. Siz siz olun o kişiyi doğru seçin ve mutluluğu arayın…